Hayat ve Güzelliğe!

Arşivimin derinliklerinden bulup çıkardığım birkaç yazı var aşağıda. Bazılarının üzerinden o kadar uzun zaman geçmiş ki neye tavır aldığımdan, neye kızdığımdan haberim bile yok. Aynı sebepten, neden paylaşmadığımı da bilmiyorum halbuki çok etkileyici kısımlar da var aralarında. Tüm bu yazılar artık başka birinin hayatının sözleriymiş gibi geliyor. Buyurunuz,

Hayat

(10 Şubat’ta yazılmış.)

Ne zaman başladığını bilsek de benim ne zaman farkına vardığımı bilmemiz imkansız.Bu çukurun içine hapsoluşum ve devamı…Ne zaman tepetaklak oldu tüm benliğim? Saygı,nefret ve acıma üçlüsünün içine sığdırdıklarım…Bir tür canavara dönüşmüşüm adeta.Ölümden bahsedilmesi güç olsa gerek bu lanet içinde.Sözcükler onlar için de anlamını yitirmişti.Her düşüncesini dile getiren insandan ne beklenebilirdi?  Düşüncelerini kontrol altına alamayan ahlaksızlardan olmazlar mıydı?

  Olabilirdi elbet.Her şey mümkündü onların dünyasında,en doğru onlardı.Bu spontane öfkem,aşırılıklarım çocukça gelirdi.Çocukluğumdan çok uzaktım sanki ya ama uzaklaşacaktım yakın zamanda.Yakında uzun bir yolculuğa çıkacaktım.Her ayrılık acı verirdi ama sıklaştıkça uyuşurdunuz.Midenizin bulantısını kanıksardınız,elleriniz size ait değilmişcesine uzaklaşırdı.Kopup gitmek isterdiniz ama geri gelmek bilhassa acı vericiydi.Hepsini yaşamak zorunda değildiniz ama ‘’merak’’ gibi nedenlerle kendinizi kandırırdınız.Dünyaya gelmek Meryem gibilere mucize tutulsa da zorunluluk ve işkenceden öte değildir.

  Evet,yolculuğa çıkacağım.Daha önce yaptığım gibi.Hatırlıyorum başlamanın verdiği zorluğu.Keşke hiç olmasaydım ama ‘’hiç’’ olmayı çok isterdim.

  Hayır,her zorluk karşısında böyle değilim.Hayatın sevimsiz olduğunu çok sonradan fark ettim.Bir geminin içinde sallanıyormuşuz gibi.Bulantı etrafımızı sarar.Baş dönmesinin en iyi yanı,sarhoşluktan gelen büyük dalgaları görememizdir.Dümende kim olduğunu merak edenler sürekli yalpalarlar.Güvertede romantikleştirilmiş sahneler var,oynayan kuklalar var ve siz;fırtınanın hırçınlaştığı o yüce anda gerçekten dümende kimin olduğuyla ilgileniyorsunuz.Tüm bu cesaret hazinle sonuçlansa gerek çünkü dümenin başında hiç kimse yok.Mürettebat her şeyden habersiz,güle oynaya ölüme gidiyordu.Ölüme…

  Düşünmeden yaşamak ve kontrol edilmek isterdim.Basitçe hayatta kalmak.Kendim için işleri zorlaştırmak istemem fakat başkalarının benim yerime söz sahibi olup karar verdiklerini düşünmeye tahammül edemiyorum.Bu yüzden ne aileden ne tanrıdan ne de kaderden anlarım. 

Bence insan dünyaya yalnız gelmiş ve yalnız gidecektir ve evet,gitmek için yeterince sebebiniz varsa sıranız gelmeden yola çıkabilirsiniz.İntihar,yaşamak kadar bir haktır ve bunu yapacak kararlılıktaysanız ve benim mantığımca kararınız yerindeyse size saygı duymaktan başka bir şey sunamam.

  Şimdi sevdiklerimin etrafında değilim,hissediyorum,sevilmek böyle bir şey olamaz.Ben hiç sevilmedim ve sevilmenin ihtiyacını da duymadım.İster açgözlü diyin ister kibirli.Sevilmek buysa ben hiçbir şey hissetmedim.Ama ne var biliyor musunuz,birinin yokluğundan korkulmasından ziyade -zira ona çok alışmışsınızdır ve yokluğu hayal edilemez haldedir,hiçbir şey değişmeyecek olsa bile canınız yanar.-zorunluluktan öte sevgiyi gördüm ben.Baştan başlayıp devam eden aşkı gördüm,okudum;okuyunca da yaşadım.Okudum evet,Nereden öğrendim sanıyorsunuz?Okuyup öğrendikten sonra isteğimi inkar etmek,beni yaşamda tutan nadir şeylerden çünkü aramıyorum.Sadece şu an bulunduğum durumdan kurtulmak istiyorum.

( Yazılanların çok bencilce ve umursamazlığın – en azından ben öyle zannetmişim- aksine aşırı derecede fazla umursamanın sonucunda yazıldığı çok belli. Gerçi yazmanın kendisinden daha bencilcesi yoktur elbet. )

Güzelliğe!

( 1 Temmuz’da yazılmış.)

Bunu kime yazdığımı söyleyeyim! Dünyadaki en güzel şeye! Ama kitabını yazıp tüm insanlığa bildirmek gibi bi’ aptallık ettim. Bir halt anlamayacaklarını düşündüğümden değil, sadece… Güzelliğin yok oluşunu görmek istemediğimden. Ben yazarken hiçbir kurala uymadım, öyle de yaşamadım zaten. Kimse benim çabamı hak etmedi, benden başka. Ne oluyor biliyor musunuz, yazarken… Yazarken sanki en derinlerimde birilerini uyandırıyorum. Hiç görmemesi, duymaması gereken birilerini. Ağzı bağlı belki. Ama ben yazacakkem…. Dürtüyorum onu. İtekliyorum,sarsıyorum! Paramparça ediyorum! Parçalarından ürettikleri bunlar. Hepsini biriktirip kusuyorum. Ta ki yazacak, söylecek te bir kelimem dahi kalmayana kadar. Kelimelerim! Onlar tükenirse ne yaparım? Nasıl para kazanırım? Nasıl nefes alırım? Gözüm kapalı nasıl yürürüm? Nasıl uyanmadan kalkarım? Ama üzülmeyin, bu akışta bir düzensizlik varsa o da taştıkça taşacak dopdolu bir kursağım oluşudur. Kustukça kazanacağım ama asla iyileşemeyeceğim!

( Ben bile yazdığım metaforlardan bi’ habersem bu yazının yeterince evrensel olduğunu söyleyebiliriz.)

sanaTA sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin