Deniz & Gıpta

Sevdiğinin kollarında uyumak… Mırıldandığı tatlı sözleri dinlemek… Bu hayallerin peşi sıra uykuya dalmışım. 

 Uyadığımda saat beşi geçiyordu. Balkonumun manzarasına hayran hayran baktım. Sahi, sevdiğim herkesten ve her şeyden epey uzaktım. Havanın soğukluğu, özlemimden ötürü oluşan boşluğu doldurmaya yetmiyordu işte! Gidip aynaya baktım. Yorgunluk. Tiksinti. Aynada çıkan imgelemden bana arta kalan sözler bunlar.

Her gün daha iyisini yapmaya çalışırken kendimi yitiriyordum. Şu ana kadar çabalarım sonucu gerçek olarak kazandığım tek şey yorgun bakan bir çift göz. İlerisi için değer miydi, bilemiyorum. Artık yarın bile yaşamaya değer miydi, şu an kestiremiyorum. Tek bildiğim acıdan geçen şu yaşamın, acı çektiğim gerçeğiyle beraber var olması; gerçekten yaşanılmış sayıldığıdır.

 İçim dışıma bu düşüncelerle taşarken denizdeki dalgalar gibi köpürmek istedim. Deniz beni ne de iyi anlıyordu! Hazırlandım, dışarı çıktım. Yürümek yetmiyordu. Koşmak lazımdı. Bir an önce sevdiğime kavuşabilmek için ölesiye koştum. Sesini duyuyordum! Dünyanın en güzel sesini… Kalbim patlayacak gibiydi, dayanamadım ama koşmaya devam ettim. Kavuştum sonunda! Mavi, gri, beyaz… İç içe geçmiş bu güzellikler sevdiceğimde nasıl parıldıyordu!

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Sana ne kadar özeniyorum bilemezsin! Daha adını bile bilmiyorum. Kulaklarımı acıtan bu müzkten kaçabilirsem, senin hakkında uzun uzun konuşacağım. Beynimin içi sonsuzca sürecekmiş gibi aynı sesi çıkarıyor. Çizik gibi, metal bacaklı iğrenç sıranın ayaklarıyla yeri çiğnemesi gibi. Hiç bitmeyecek sanki. O kadar acı veriyor ki artık uyuştu tüm vücudum. Bu yankının mide bulandırıcılığı, sakinleştiren bir uyuşturucuya dönüşüyor. Dönüştüğü gibi, onu asla atamayacağım bir baş ağrısı olarak özümsüyorum. Kafamın içi beni çok yoruyor diyordum! Daha öncesi böylesine rast gelmemiştim. Her an bir öncekini aratacaksa yaşamdan ne anlarım ben! Her an bir öncekini aratmakla kalmadı artık, ‘’Yaşadım.’’ sayılan her süre küçük bir işkence. Çığlıklarla dolu bir işkence! İmgelemler dizisi son nefesimdeymişim gibi dizelendi bile. Yazdıklarım, söylediklerim… Hepsi benim için birer hüzün kaynağı! Sizin için değil tabii. Kimse için olamaz. Uyuyacağım, geçmezse işte o zaman geride bırakacaklarım düşünecek!

 Geçti, geçtiğin varsayıyorum; sesler kısıldığına göre. İnsan düşüncelerini kontrol edemiyorsa,onlara mahkumsa iradeden söz edebilir mi? Ne acizdir o kişi!

 Yüzüme bakamıyorum artık. Yapmak istediğim bir sürü şey var. Daha bu hayatla hiçbir şey yapmadım. Ah, keşke öncekilerle neler yaptığımı bilsem! Yapmak istiyorum ama aynada gördüğüm bu yüz, çirkinlik ve boşluktan başka bir şey ifade etmiyor. Bu sözler benim miydi yoksa başkalarının mıydı anlayamıyorum. Başaramayacağımı zannettiren gerçekten ben miydim? Bunun bir önemi olduğunu sanmıyorum. Başkalarının düşünceleri beni alt etmeye yetiyor demek ki. Nasıl izin vermiştim buna? Nasıl sinsi bir hastalık gibi bulaşıp bedenimi kaplamışlardı? Ben hayallerimden mi vazgeçmiştim? Ya da hayal sözcüğü göz ardı ettiğim anlamına mı kavuşuyordu? 

 Düşünmek de fiziksel acı verir, düşünmemeyi düşünemiyoruz ki!

 Aynadan ayrılınca kendime geldim. Penceremde nefes aldım, bir anlığına kurtuldum. Ses gitti, aklıma düştün yine ! Sendin günlerdir gıpta ettiğim! Galiba baş ağrılarımdan da sen sorumlusun. Utanmasam özgüven eksikliğim için de seni suçlarım. Kimine göre ben; gereksiz işlerle meşgul, hayal dünyasının tatlı mecralarında gezen biriyim. Ama sen! Sen; aksine herkesin, her koşulda doğru kabul edebileceği tüm davranışları yapan ve yapmakta olan yegane kişisin. Ben abartmıyorum. Seni gözünde büyütenler başkaları. Göz göze geldiğimizde ‘’Keşke sen olsaydım.’’ demiyorum fakat sana verilen değeri bana gösterecek olsalardı, bunun için birilerinin ‘’biricik’’ canlarına kıyabilirdim.

(Geçen aylarda yazdığım iki yazıyı tozlu raflarından çıkardım, güzel oldu!)

sanaTA sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin